Genç Bayrak Gazetesi

Erhan KIVANÇ’ın Kaleminden

Erhan KIVANÇ’ın Kaleminden

Zaman Tünelinde Nostalji Gezileri

Nostaljime 1945-1950 cocukluk yıllarıma gidiyorum..İş yerimizde zahire ve bakkaliye satışı ile devam ediyordu.İş yerimizde kapının önünde mevsimine göre,karpuz,kavun ve meyve sergisi açarak satışlarımıza devam ederdik.
Babam sabahları gün doğmadan kalkar bostan pazarına giderdi.Civar köylerden gelen üreticiler o saatlerde ürünlerini satmak için hazır hazır olurlardı.Üretici pazara at arabası veya öküz arabasıyla gelirdi. Arabalarda 150 veya 250 adet karpuz bulunurdu. Üretici ile pazarlık yapılır el sıkışarak alırdık. Pazzarlıkla arabada kaç bostan olduğuna göre anlaşılır, teslim alırkende sayar teslim alırdık. Üretici her zaman belirtildiği adetten fazla alarak 5-10 adet fazla çıkardı. Bü tür alışverişler yüzümüzü güldürür, mutluluk duyardık. Bu arada bende sabahın erken saatlerinde kalkınca karpuz ergisinin hazırlanmasına yardım ederdim. Karpuzları mutluluk içerisinde tatlı bir heyecan duyarak istif ederdim. Satışa hazır müşteriler beklerdi. Bu arada iş hareketli başlarken karpuzun bir tanesini ortasından kesip “Kan kırmızı bunlar,Elini mi kestin birader, Kurabiye gibi bunlar” diyerek satış yapardık. O yıllarda yöerelerimizde yetişen karpuz kavun ve kabakları ile tadı ve lezzeti ile dillerde dolaşırdı. Üzün zamanıda Edincik üzümleriyle meşhurdu. Çolaklardaki üzümlerin cinslerine göre kendine has tatları vardı. Benim en çok hoşuma giden şaraklık diye tabir edilen tatlı vasilaki cinsi üzümlerdir. Üreticiler üzümlerini küplere doldurup merkeplerinin sırtındaki semere iki taraflı olarak bağlanıp satmaya getirirlerdi. Her esnaf satabileceği kadar beğendiği üzümü alır, satardık. Üzümleri tezgahlarımıza istif ederek satışa hazır ederdik. Şu sözlerle üzümlerimize müşteri çağırırdık ” Gözüme bakma üzüme bak, Üzümü alırken gözünü aç, Yerken düşünme” diye seslenirdik. Müşteriler gelirle ve satışlarımızı yaparak büyük mutluluk yaşardık. Kiraz mevsimi gelince halden ürünümüzü tezgahlarıma dökerdik. Tatlı bir melodi gibi kişilerin ruhunu okşayacak gibi seslenerek ” Az kiraz bak kiraz, Tatlı kiraz bu kiraz, Dalları besli yolları kesti bu kiraz ” Sözleri ile satmaya devam ederdik. İncir mevsiminde olgunlaşan incirin altından balları akarken beslenirdik. Balları şıpırıyordu. “İhtiyarlara müjde, Sakal oynatmaz, Bıyık terletmez, Aldınmı azına kendi gider boğazına” diyerek satardık. Müşterilerimize iyi temiz ve güzl ürün sattığımızı belirtmek için ise ” İyi maldan şaşma, Çamura bulaşma, Kapıdan alıp pencereden atma, Tadına bak al ye bundan kalmaz birazdan” diyerek satışlarımıza devam ederdik. Halden alıp tezgahımıza getirdiğimiz çilekler o kadar güzel kokar ki yanından geçerken etrafa sunduğu koku, verdiği tatlı rayihası ile adeta al beni ye der gibi ikrama hazır olarak tezgahlarda satışımızı yapardık. Muslabey Armutları ise ısırdığın zaman kendine has tadı ve kokusu ile insanın unutamayacağı haz içinde kalıyor. İnsan hani derler ya tadı damağında kaldı, aynen öyleydi. Amasyanın elması, hani tarihe geçen elmalarımız. Isırdığınız zaman elmayı köpüğü ile insana güç veriyor hissi içinde bırakıyor. Kendine has tadı ve kokusu ile kendini romanlara, hikayelere konu ettiriyor. O zaman yediğimiz meyveler %100 organiktir. Suni gübrenin pek ismi geçmezdi. Bağ ve bahçeler hayvan gübreleri ile takviye edilirdi. Geniş arazi tarlalar çoğu bir sene ekilir, bir sene nadasa bırakılırdı. Allah’hu Teâlanın bizlere bahşettiği her mevsimde yemeyi nasip ettiği sebze ve meyveleri sıhatli yaşamımızın devamını sağlayarak vücudumuz için hepsi faydalı bir ilaç gibidir. Bizleri koruyucu özellikleri vardır. Gönül ister ki bu günki yiyeceklerin meyve ve sebzelerin de 60 yıl öncesinin natural tadı ile yiyebilelim.

Zaman tüneli içinde başka nostaljilerde buluşmak üzere sağlıklı huzurlı ve mutlu günler dileğimle sağlıcakla kalın.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ