Değerli okuyucular; Allahû Tealâ acaba niçin “Seviniz!” diyor? “Seviniz, nefret ettirmeyiniz. Sevdiriniz.” diyor.
1- Tek başımıza bizim açımızdan olaya bakıyor.
2- Bir de cemaat olarak bakıyor.
Mademki cemaat olarak yaşamak mecburiyetinde olan mahlûklarız, o zaman cemaat olayı bir ömür boyu devam edecektir. Hep başkalarıyla beraber bulunmak, yaşamak mecburiyetindeyiz. Bu muhteva içerisinde çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizde sadece 2 tane faktör geçerlidir:
1- İnsanlar bizi sever (1. alternatif)
2- İnsanlar bizi sevmez (2. alternatif).
Eğer biz etrafımızdaki insanları seversek, onlar da bizi sever. Etrafımızdaki insanları sevmek, konunun başlangıç noktasıdır. Severseniz onlar da sizi sever. Seven ve sevilen insan mutludur. Sevmeyen; bunun tabiî neticesi olarak da sevilmeyen hiçbir insan mutlu olamaz. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Sevgi tohumları ekerseniz sevgi yeşerir. Siz başkasını severseniz, bütün insanları severseniz ve onlara sevginizi belli ederseniz, onlar sizin onları sevdiğinizi her davranışınızdan, her konuşmanızdan anlarlarsa, o zaman onların da sizi sevmesi eşyanın tabiatına uygun olan tek sonuçtur. Öyleyse siz etrafınızdaki insanları severseniz, etrafınızdaki insanlar da sizi sever. Sevmeyen kim olabilir? Sizi tanımayanlar olabilir. Ama tanıdıkları zaman onlar da seveceklerdir. İşte sevmek ve mükâfatı!
Bir insan sevgiyi iç dünyasında, dış dünyasında ve Allah ile olan ilişkilerinde yaşadığı taktirde mutludur. Bunlardan 1 tanesi var, 2 tanesi yok; olmaz. 2 tanesi var 1 tanesi yok; gene olmaz. Eğer ikisi varsa 3. mutlaka vardır. Etrafındaki insanları seven kişi, Allah’ı seven insandır. Kim Allah’ı severse, Allah da onu sever ve o kişinin kalbini sevgiye açar. O zaman o insan (Allah’ı seven insan) başka insanları da sevecektir. Sevgi bütün kapıları açan bir anahtardır. En asık suratlı bir insan bile sevildiğini net olarak idrak ederse… İdrak etmek, anlamanın ötesinde bir ifadedir. Bazı insanlar için anlamak yetmeyebilir