Genç Bayrak Gazetesi

Kulluktaki nükte işte budur

Haydar Baki

Haydar Baki

  • 15 Şubat 2021, 05:53

Kul, kendini yaratan Allah’a (c. c.) ait olduğunu bilmek, O’nun emir ve yasaklarına uymaktır. Üstadım Prof. Dr. Haydar Baş Hocam eseri “Büyük İslam İlmihali Namaz”da kul olabilmek hakkında şunları yazıyor:

“Cenab-ı Allah bir kutsi hadiste Peygamber Efendimizin lisanından, ‘Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi murat eyledim. Ve mahlûkatı yarattım’ buyurmuştur.

Ezel ve ebed çizgisi içinde mutlak var olan Allah’tır. Mahlûkat dediğimiz varlığın bir başlangıcı ve elbette bir sonu olacaktır. İşte bu Cenab-ı Hakk’ın kendi Zatını, kendi Esma-i İlahisini, kendi Ef’alini, kendi Sıfat-ı Bari’sini tanıtma, bilinme isteğinden dolayı bu mahlûkat âlemi yaratılmıştır.

Mahlûkatın yaratılışı da çok çeşitli cilveler içerisinde saklanmaktadır. Şöyle ki, insana baktığımız zaman, Cenab-ı Hak insana ayrı bir tecelli ile ve o tecellinin çok ayrıntıları ile tecelli ederek onun varlığını vücuda getiriyor.

Mesela Zat-ı Bari’nin tecellisi ile var ettiği varlık insandır. Ama bir de Zat-ı Bari ile değil de Ef’ali ile tecelli ederek vücuda getirdiği varlıklar vardır. Sıfat-ı Bari’si ile tecelli ederek vücuda getirdiği varlıklar vardır. Yani kısaca bu kâinatta var olan sonsuz çeşitteki varlıkların her birinin sonsuz tecelliden vücut bulduğu hakikati vardır.

Onun için dikkat edilirse hiçbir varlık diğerine benzemez. Hepsi çiçektir ama çiçek olmasına rağmen hepsi de ayrıdır. Her çiçeğin kendine mahsus, aynı esmanın tecellisi de olsa ayrı ayrı yanları vardır. Bu kadar güçlü bir sanat bu kadar mükemmel bir ispat hiçbir yerde yoktur. Bütün bunlar Cenab-ı Hakk’ın varlığını izhar ederek bilinmesi arzusundan yaratılmıştır.

Cenab-ı Hakk’ın yeryüzünde, hatta kâinatta yarattığı canlı, cansız, melek, cin, hayvan, bitki ve daha adını ve sayısını idrak edemediğimiz binlerce, on binlerce mahlûk vardır. Bunların her birinin de bir maksat ve gayesi vardır.

Hiçbir şey, kâinatta maksatsız ve gayesiz yaratılmamıştır. Biz bu yaratılmışların ancak bazısının maksat ve gayesini biliyoruz, anlıyoruz. Bilinen bir hakikat var ki, maksatlarını bildiklerimizin veya bilmediklerimizin tamamı sadece insan için yaratılmıştır.

Allah, böyle bir tecelli ile insan dediğimiz varlığı yaratmış, eşref-i mahlûk, yaratılmışların en şereflisi olarak onu seçmiş ve merkez olarak da insan-ı tayin etmiştir.

Allah, Tin suresi 4. Ayetinde, ‘Biz insanı en güzel biçimde yarattık’ buyuruyor.

İnsanın merkez olması münasebetiyle, yaratılış gayesi olan kulluk yönü de çok yüce olması gerekiyor. Eğer insan yemek yemek, giyinmek, ev yapmak, ticaret yapmak, zengin olmak gibi sebeplerle yaratılsa idi o zaman Cenab-ı Hakk’ın onu böyle pek mükemmel ve pek kıymetli bir şekilde yaratmasına gerek yoktu. Çünkü bu âlemde Cenab-ı Hakk’ın yarattığı insanlardan başka varlıklar da var.

Mesela hayvanlarda bizim yaptığımız bazı şeyleri yapıyor. O da yiyor,  içiyor. O da dölleniyor. Onun da yuvası var. Biz sadece bu işleri süs boyutuna kaçarak yapıyoruz. O halde vardığımız sonuç şudur ki, yaratılış itibari ile eşref-i mahlûk olan insan sadece bu işler için yaratılmadı.

Diğer bütün varlıklarla mukayese ettiğimiz zaman, onun mutlaka farklı bir yönünün olması gerektiğini tespit etmemiz mümkündür ki, o nükte kulluktur. İnsan olmanın farkı kulluktur.

Hayvanların böyle bir iddiası yoktur. Onun için gelişi güzel yaşarlar. Arifler de bunun için, ‘Nereden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş’ diyor. Hayatı bir tesadüf olarak görüp, tesadüfi yaşamak arzusu bizi pek hayvanın üzerine çıkarmıyor. Fakat bunun ötesinde biz bir kuluz. Allah bizi bir gaye için yarattı. Yani bizim yaratılış maksadımız; Allah’a mükemmel bir kul olmaktır.

Kelime manası itibariyle kulluk; emre itaat ve yasaklardan sakınma manasına gelir. Yani tam bir teslimiyet… Buna Arap dilinde kölelik de denir. Ama öyle bir kölelik ki bu, içinde esaret olan bir kölelik değil. Muhabbetle kendini Hakk’a vakfetme noktasında. Allah’a adama manasında, O’ndan gayri hiçbir şey düşünmeme manasında bir kölelik.

Kulluk iddiası öyle bir iddiadır ki; bu âlemin hâkim-i mutlak-ı olan bir tek yaratıcısı var. İşte benim sevdam O’nadır. Benim korkum O’ndandır. Benim güzelliğim de O’ndandır. Kısaca benim her şeyim O’ndandır. İşte bu iddia ile Allah’a bağlanmanın adına kulluk diyoruz.

Kulluğun nüktesi, kulun sahibine olan teslimiyetidir. O’nu sahibimiz olarak bilip, düşünürsek ve O’na bu manada teslim olursak, o zaman insan olarak aramızda ilişkilerimiz de, birbirimizi rencide eden değil, onurumuzu okşayan, seven, büyüten, taltif eden bir anlayış şeklinde ortaya çıkar. Kulluktaki nükte işte budur.”

Ne diyelim; kulluk şuurunu öğretip yaşatan Üstadım Prof. Dr. Haydar Baş Hocamı anlayan, anlatan, yaşayan ve yaşatan evlatlarından eylesin.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ